İnternetin niteliksiz toplulukları

Bu yazıyı çok zamandır yazmak istiyordum. Size internetinniteliksiz toplulukları hakkında hızlıca birkaç bilgi vermek istiyorum. Hani şu marketten armut alırken veya koltuğuna yayılmış PS4  oynarken, Twitter’daki bir olaya dahil olan insanlar. Bu insanlar popüler olan hemen her şeyin akışında yer almak isterler. Bir trajedi bir dram ve daha birçok olayın içinde karşınıza çıkmaları mümkün. Hepimiz muhteşem bir zamanda yaşadığımızı düşünüyoruz. Buna neden olansa interneti kullanma konusundaki üstün kabiliyetimiz. Aklımıza takılan irili ufaklı her şeyi hiç beklemeden burada sorgulamak büyük bir keyif olmalı. Oysa bu göründüğü kadar yararlı değil. İlgi duyduğunuz, duymadığınız veya bir daha asla aklınıza gelmeyecek olan her şey için interneti kullanıyorsunuz.


Hızlandırılmış TIP tarihi; Eski Yunan ve Eski Roma

Modern dünyanın faydalarından yararlanırken bunu kimlere borçlu olduğumuzu düşünmeyiz. Zaten genel olarak bir şeyler düşünen insanlar değiliz. 20. ve 21 .yy Türkleri, insanlık tarihinin  - şu an için – en tembel ve sürekli mağrur halde dolaşan, tüm bunlara rağmen nasıl oluyorsa mükemmel işler başardığına inanan bir versiyonu olarak hatırlanacak. Konuya gelecek olursak;  Antik toplulukları araştırmak ilgimi çekiyor. Piramitlerinden ötürü hep Mısır’ı bilirsiniz ama İnka, Aztek, Maya vs. gibi Orta Amerika / Güney Amerika toplulukları da her açından ilgi çekici. Onları başka bir yazıda anlatmayı düşünüyorum. Şimdi, batı dünyasının bilim konusundaki üstünlüğünün en gerçek nedenlerinden olan Eski Yunan ve ondan geriye kalanları kendisine entegre ederek geliştiren Antik Roma dönemlerini TIP yönüyle ele alacağız.


Google: 16 Eylül operasyonu ve algoritma etkisi

Bildiğiniz üzere Google birkaç gün önce Hürriyet, Milliyet, Star Gazete vs. gibi arkalarında büyük kuruluşların olduğu haber sitelerini, sonuç sayfalarından kısa bir süreliğine çıkardı. Tabii bunun sosyal medyadaki yankısı da inanılmaz oldu. Benim asıl takip ettiğim konu, yayıncı arkadaşların kendi Facebook sayfalarında yaptıkları yorumlardı. Kısmen hatalı da olsa bir şekilde bu hamleyi yorumlamaya çalıştılar. Hatta “Benim haberim vardı ama söylemedim.” cümlesini kuran bile oldu(?). Ben olaya biraz daha teknik taraftan yaklaşacağım. 16 Eylül operasyonundan 8 gün önce Facebook sayfama aşağıdaki mesajı göndermiş ve konuyla ilgili bir de blog yazısı yazma sözü vermiştim.


Moleküler yönleriyle aşk ve bağımlılık

Şiirlere, şarkılara değmeden biraz aşktan bahsedelim. Bunun için beynin “tavırlarından” yararlanacağız. Çünkü birisine sarıldığında içinde neler oluyor ve gelecekte neler olacak bilmiyorsun. Geleceği elbette bilmiyorsun ama söz konusu aşk olunca çok az senaryo var. Bu senaryolardan en yaygın olanı “aşk acısı” ve bunu da konuşacağız.  0,2 saniye içinde aşık olduğun insan, bir gün seni hayatından çıkarmayı istediğinde neden “Kalbim ağrıyor” diyorsun hiç düşündün mü? Yoksa fiziksel ağrılarla zihinsel ağrılar beyninde ortak bir bölgeyi mi kullanıyor?  Saplantı, bağımlılık ve cinsellik üçgeninde geçen bu beyin serüvenini irdelemeye başlayalım.


Orucun “yalnızca” kimyasal açıdan değerlendirilmesi

Yazacak o kadar çok konu varken, bir türlü odaklanamıyor oluşum nedeniyle bir çoğu taslak olarak bekliyor. Fakat bu  yazı muhtemelen başladığı gibi bitecek. Çünkü konumuz oruç. Tabii çok hassas bir konu olduğu için hemen yazının “asıl” amacını açıklamak istiyorum. İHA sitesinde bugün “Oruç yaşlanmayı geciktiriyor” başlıklı bir haber okudum. Haber tamamen insanları oruç tutmaya yönlendirme odaklı uçsuz bucaksız ve kısmen hatalı bilgiler içeriyor. Ben de haberdeki bilgileri düzeltmek istedim. Yoksa oruç tutulmasına KESİNLİKLE karşı değilim. Bu yazı tamamen insan vücudunun İŞLEYİŞİ hakkında sizlere bilgi vermeyi amaçlıyor. Haberden alıntılar yaparak, doğrusunu açıklayacak ve yazıyı bitireceğim. Hepsi bu kadar :) Hatta haberdeki doğrulara da işaret edelim ki, yazıdaki iyi niyet belli olsun.


Denizlerde başlayan navigasyonun hikayesi

Dün Yandex.Navigasyon uygulaması üzerinden bir adres ararken bunun ne kadar büyüleyici bir kolaylık olduğunu düşündüm. Elbette büyüleyici olan beni istediğim yere ulaştırması değildi. Navigasyon teknolojisinin geçmişini merak edip araştırmaya başlayınca oldukça heyecanlandım. Sakın 50 senelik bir geçmişi vardır diye düşünmeyin. İnsanların konum bilgisi “hastalıkları” ilk dönem gemiciler sayesinden açığa çıktı. Yıldızı, güneşi, derinliği, uzaklığı, enlemi vb. hesaplamaya çalışma arzuları sayesinde, navigasyonun günümüzdeki halini aldığını net şekilde söyleyebiliriz. Mesela sudaki ilk sonar “cihazının” MÖ 3000′lere kadar uzandığını biliyor muydunuz? Eski Mısırlılar basit bir odun parçası kullanarak suyun derinliğini ve kıyıya olan uzaklıklarını ölçerlermiş. Bunu yaklaşık 1500 sene boyunca kullanılan ve konum bilgilerinin hesaplanması adına ilk kanıt olarak aklınızda tutabilirsiniz. Yazıya Mısır’da yaşamış olan Batlamyus (Klaudyos Ptolemaios) ile devam edelim.


Yaşamın kaynağı; ışık

Gece güzel. Bu yazıyı da gece saatlerinde yazmaya başladım. Gecedeki güzelliğin tek sebebi birkaç saat sonra doğacak olan muazzam güneş. Bunu hiçbir zaman dile getirmiyor olsak bile, insanların geceyle olan bağı güneşe (ışığa) olan güvenlerinden kaynaklanıyor. Bir sabah güneşin doğmayacak oluşunu zaman zaman düşündüğünüzü var sayarsak, neler olabileceğini hayal edebilmiş miydiniz? Temmuz’un ortasında sizi bronzlaştıran güneş artık yok:


Beyin: %10, Mozart ve “tuhaf” bağımlılıklarımız

Bu uzun zamandır yazmak istediğim bir konuydu. Aylarca erteledim. Aslında aralara hep başka konu başlıkları girdi. Onlarda gayet keyifli yazılar. Merak edenler bu konu başlığının altında kalan ilk dört yazıyı inceleyebilir. Beynimiz üzerine küçük bir parmak kesiğine yorduğumuz kadar kafa yormuyoruz. Sanırım bildiğiniz tek şey, herkesin beyinlerinin sadece %10′luk bir kısmını kullanıyor oluşu olabilir. Oysa bu 100 yıldan daha da eski, koca bir yalan. Tüm insanlar beyinlerinin tamamını kullanırlar. Peki, %10 hikayesi nasıl doğru? Tabii ki farelerden. Hemen anlatalım: